21 Aralık 2008 Pazar

Çile Kavramı ve Mevlevilikte Çile

Çile ve Mevlevilikte Çile.
Çile, farstça kırk rakamının karşılığı çihil kelimesinin muhaffefi olan bu kelime, tasavvufi bir terim olarak kırg gün müddetle küçük, temiz ve sakin bir yerde yeme, içme ve uykuyu azaltarak ibadet ve riyazetle meşgul olma anlamına gelmektedir. Muhtelif tarikatlerde dervişler çilehane veya halvethane adı verilen küçük hücrelerde çileye soyunurlar; bu işleme aynı anlama gelen Arapça erbain adı da verilir. Başlama ve bitirme de erbaine girmek, erbainden çıkmak gibi tabirlerle karşılanır. Mevlevilikte çile, yukarıda belirtildiği gibi olmayıp, bin bir gün müddetle usül ve adaba uygun olarak on sekiz değişik, hizmeti görmektir. Çile müddetinin bin bir gün olması; Hz. Mevlana'nın hayatı boyunca çıkarmış olduğu halvetlerin toplamının bin bir gün etmesi ve bu sayıya hürmeten tarikatin usül ve adabı arasında yer verilmesi veya Cenab-ı Hakk'ın bin bir ismine karşılık olarak bin bir gün zikir ve hizmet etmekle ilişkilendirilir. Bütün bu yapılanlardan maksadın Allah'ın rızasını kazanmak olduğu, rıza kelimesinin ebced hesabıyla değerinin de bin bir rakamı olduğu hatırdan uzak tutulmamalıdır.
Çilesi bin bir gün olduysa rızadır maksadı
Eyler emraz-ı kulubu gel tedavi Mevlevi
Remzi
Çileye başlayan kişi, dünya endişelerinden kurtulmak arzusunu izhar edercesine çileye soyunur. Zira "Matbah-ı şerife soyunmak, çileye ikrar vermek için sathi nazar, cüzi tefekkür kifayet etmez. "Çile çeken kişiye çilekeş; bitirmeden bırakmaya çile kırmak; böyle yapana çileşiken,; peymanşiken denir. Çile kırılırsa baştan başlayarak bin bir günü yeniden hizmetle geçirmek icap eder. Çileye soyunan çilekeşin mekanı yalnız asitanelerde bulunan matbah-ı şerif olup, buraya çilekeş ve tekke zabitlerinden başkaları giremez..

20 Aralık 2008 Cumartesi

Mevlevi Tarikatı'nın Mahiyeti

Mevlevilik Üzerine
Mevlevilik; sufiyye şeyhlerinin yoludur. Nitekim Hazreti Mevlana gazelinde "Biz vahdet yolunun sufileriyiz. Biz şah-ı hakikatin tablaharı yani mutena'imleriyiz" buyurmuştur ki, Mevlevi fukarası bu manayı anlamak için gece gündüz sofra başında teberrüken bu beyti okurlar. Mesnevi'deki Rumiler ve Çinler hikayesinde de Mevlana'yı Rum sufilerinin Rumilerden olduğuna latif bir işaret vardır.
Bu topluluk halen çeşitli kısımlara ayrılmıştır: Onlardan bazıları tam anlamıyla eksiksiz sufi ve safidir; bazıları mutasavvıfedir; bazıları abidler ve zahidler meşrebince seyrü süluk (Tarikatlarda saliklerin geçtikleri aşamalar) ederler; bazıları Melami ve muhlislerdir. Bunlardan her birinin hak ve batıl olmak üzere iki türlü mukallidi vardır.
Bu muhtelif kısımlara dair Mesnevi Şerif'te bulunan beyitler şunlardır:
"Oğul! Rumiler, o sufilerdir ki kitap tekrar etmemiş ve adeta hünersiz kalmışlardır." Bu beyit Mesnevi'nin birinci cildindeki bir hikayedendir ki özeti şudur: Çin ve Rum ahalisinden iki takım nakkaş, nakış sanatında daha mahir olduğunu bir padişah huzurunda iddia etmiş. Padişahın emriyle bunlara bir oda gösterilmiş, orta yere bir perde çekilip birer taraftaki duvarların nakş edilmesi önerilmiş. Çiniler gayet ince nakışlar işlemişler, Rumiler ise duvara yalnız cila vermişler. İş bitip de perde kaldırılınca Çinilerin nakışları, Rumilerin cilaladıkları duvara aks ederek daha parlak bir surette görünmüş ve Rumilerin bahsi kazanmalarına sebep olmuş.
Buradaki Çinilerden maksat türlü ilimlerle uğraşan medreselilerdir. Rumilerden murad da tasfiye-i kalbe çalışan dervişlerdir. Hazreti Mevlana demek ister ki bir kalp arınınca parlak bir ayna halini alır ve hariçteki ilm-i irfan nakşları oraya akseder. Evet, O Rumiler kitap tekrar etmemiş ve kabiliyetsiz bir topluluk haline gelmişlerdir. Lakin sinelerini tasfiye ve cila ederek tama', hırs, haset ve kin gibi ahlaksızlıklardan temizlemişlerdir."
"İlmin suretiyle kabuğunu bırakmış, ayne'l yakin sancağını kaldırmışlardır." İlimde tahakkuk derecesine yakin denilir. Bu da ilme'l-yakin, ayne'l-yakin, hakka'l-yakin diye üç mertebedir. Mesela Mekke'de Kabe bulunduğunu şüphesiz bilmek ilmel yakindir. Mekkeye gidip Kabeyi görmek aynel yakindir. Kabe'Nin neden tavaf yeri ve kıblegah olduğunu hakkıyla ve zevken bilmek hakkal yakindir. O fırka kalplerini ilimden yıkamış, temizlemişlerdir. Çünkü o ilim, bu yolu bilmez."
"Sufi'nin defteri yaz-boz tahtası değildir; ancak kar gibi beyaz ve temiz bir kalptir. Alimin azığı kitaplardır. Sufinin azığı nedir? Ayak izleridir." Yani hak yolda ilerlemiş olanların izlerine basarak yürümektir.
"Sufi safa-yı kalbe talip olandır; kisve, suf, terzilik ve ağır ağır yürümek sufilik değildir." Debb, ağır ağır vakurane yürümektir.
"Bu alçakların nezdinde sufilik, terzilikle livatadan ibaret kalmıştır." Livata, boyuna konulan uzun ridadır. Hazreti Mevlana buyuruyor ki; Sufi, kalbini temizlemek ve korumukla uğraşan kişidir. Yoksa, suftan derviş kisvesi giymek, böyle bir kisveyi dikmek, yahut diktirmek, yahut değişik renkte parçalar ekleyip yamalı elbise giyinmek ve kostak kostak yürümek sufilik değildir. Birtakım alçaklara göre sufilik, terzilikten, yani elbise dikmek ve diktirmekten, bir de boyuna uzun bir rida asmaktan ibarettir.
"Azizim! Sufiyi o suretten yani ancak derviş kıyafetine girmekten ibaret sanma. Çocuklar gibi ne vakte kadar cevize ve kuru üzüme bağlanacaksın?" Yani ne zamana kadar kıyafete aldanacaksın.?
"Oğul bizim cismimiz, ceviz ve kuru üzüm gibidir. Eğer sen merd isen bu iki şeyden, yani gösteriş ve kıyafetten vazgeç. Ne kadar çok riyakar, ahmak, anlayışsız kimse vardır ki merdan-ı ilahi tarikinde suftan başka bir şey görmemiş yani devrişliği tac ile abadan ibaret sanmıştır. Ne kadar yüzsüz ve hayasızlar vardır ki azıcık sanatkarlıkla yani selatin-i tarikate cüzi hizmette bulunmakla onlardan laftan başka birşey öğrenememişlerdir."
"Ya onların öğrendikleri o laflardan başka nasipleri yoktur; yahut yaşamlarının sonlarında Hakk'ın rahmeti gelip onlara yol gösterecektir. Ah o günkü sadıkların doğru sözlülüğü senden imtihan taşını isteyecektir." Yani söylediğin sözlerde doğru musun, yalancı mısın diye seni mihenk taşına vuracaklardır.
"Ey peder! Ben bab-ı ilahinin cavuşu oldum, davasında bulunan kimse için yüz binlerce sınav vardır. Eğer kötü için sınav olmasaydı, her korkak herif savaşta Rüstem olurdu. Kendini arif ve hayran gösterip insanlık gözüne toprak saçıyorsun." "Kendini Cüneyd ve Bayezid gibi gösteriyor, "Git ki ben teberle (dervişlerin taşıdıkları yarım ay şeklinde olan balta) anahtarı fark edecek bir halde değilim" diyorsun. Kendime ait işleri görmez oldum; Hak'tan bana basiret verildi, o halde az çok ne kadar üzerinde yük varsa hepsinden muafım, iddiasında bulunuyorsun. Dervişlikten ve kendinden geçmiş olduğundan bahs ve mestan-ı ilahinin hay u huyunu taklit ediyorsun."
"Ey budala ve yankesici herif! Sen çıldırmışsın; yahut esrar ile afyonun ikisini birden yemişsin."
"Kendini Hak aşığı zannettiriyor; fakat kara şeytanla aşkbazlık ediyorsun."
"Sen kendini dalgın ve bi-hod yapmak ve ilahi bir sarhoş görünmek istiyorsun. Lakin sen üzümün kanını değil, bizim kanımızı içiyorsun." Yani hal ve hareketinle mesleğimizi gözden düşürdüğün ve bize söz getirdiğin için kanımızı döküyorsun.
"Ey düzenbaz herif! Soysuzluğu, itikatsızlığı, hırs ve tamahı, mekr ve hile ile nasıl gizleyeceksin?"
"Allah talibi görünüyor, sonra ayş u nuş ile meşgul oluyorsun. Şeytanın şarabını içiyor, sonra deniz gibi coşuyorsun."
"Senin idrakin şarap içmeden, böyle zayıf ve solgun bir haldedir. O idrakin, idrak olabilmesi için ona nice akıllıların bağlanması lazımdır."
"Ey ilim ve irfan düşmanı! Sende akıl ve idrak nerede ki şarap içebilesin?"
"Aşıkların şarabı, yüreğin kanıdır. Onların gözü, yola ve menzile dikilmiştir."
"Hakiki sufilerin kötü şöhret bulması, böyle sahte sufilerin hareketlerindendir. O gibileri sufi değildir, cansız bir sufi resmidir."
"Balık resmine kara ve deniz; Hindu rengine sabun ile kara boya eşittir."
"Lokma dervişi, kum balığı gibidir; balık şeklindedir, fakat denizden kaçar."
"O derviş değil, cansız bir derviş suretidir. Köpek resmine sen ekmek atma. Zeki ve mümeyyiz bir mü'min nerede ki korkakları yiğitlerden ayırt edebilsin?"
"Dünyada ayıplı ve kusurlu metalar bulunmasaydı, bütün ticaretle uğraşanların budala olması gerekirdi."
"Herşey haktır diyen ahmak olduğu gibi, herşey batıldır diyen de eşkıyadır."
"Aba giyen dervişler arasında bir fakiri tecrübe et; hangisi hakikat üzere ise onu kabul eyle."